Yeni bir arayüze ihtiyacınız varsa Kartvizitinizi yenileyin.
Ağustos 26, 2008
Bağlı bulunduğum şirketten bir süre önce hala kartvizit bastırmamış olmamdan dolayı şikayet gelmesi üzerine acele bir şekilde nereden kartvizit bastırabilirim diye araştırma yaparken kendimi tamamiyle farklı bir dünyanın içinde buldum.
Bu dünyanın adı Kartvizit dünyası.
Türkiye’de yeni yeni değer verilmeye başlanan ve değeri anlaşılan tasarım konusu Kartvizitlere’de el atmış durumda. Şu ana kadar belki yüzlerce kişiden yaptıkları işlere dair kartvizitlerini aldım ve her kartvizitin %90 birbirinin aynı olduğuna eminim. Tasarımlar şuna dayanıyor: Kartın bir köşesinde bir firma logosu, varsa bir bayilik veya ürün resmi, kart sahibinin adı soyadı, uzmanlığı veya yaptığı işi / mesleği, adresler ve telefonlar ve standart olarak arkadaki beyaz fon.
Kartvizit değil “Business card”
Bu şekilde internette arama yapınca kartvizit üzerine tasarımlar yapan tasarımcıların hepsi gün yüzüne çıkıyor. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse görsellik olması açısından bakılması gereken ilk site, sonra burası ve inanılmaz kartlar.
Bu kartları gördüğümde evet ben de bunlardan istiyorum diyeceksiniz ve size kısa bir ipucu işin gerçek yönü ucuz, sanal yönü pahalı, Nasıl mı?
Kartı yaptıktan sonrası kolay, herhangi bir matbaaya gidip kart kısa bir sürede bastırılabilir. İş aslında kartı tasarlamakta, ben seçtiğim birkaç farklı tasarımı bir tasarımcıya gönderdim ve aynı veya yakın tasarımlar için benden istenen üvret 200-300 YTL arasında.
Peki öyleyse, en iyisi kartın üzerindeki kişilerle görüşmek her zaman en idealidir diye düşünerek beğendiğim kartlar üzerindeki tasarımcılara birer mail attım. Bir gün içerisinde hepsinden teker teker yanıt aldım.
Konu tam olarak şöyle gelişiyor:
- Nasıl bir tasarım istediğinizi bir mail ile tasarımcıya anlatıyorsunuz.
- Sizi anlatan bir kart için kart üzerindeki renk tonları ve bilgilerin yerleşimi hakkında daha detaylı bilgiler veriyorsunuz. (Bu konu opsiyonel/isteğe bağlı.)
- Kartın üzerinde olmasını istediğiniz Logo ve diğer resimleri gönderiyor veya çizdiriyorsunuz.
- En geç iki gün içerisinde 300 Dpi çözünürlüklü PDF ya da Matbaa’da yazdırılabilecek fotmattaki kartınız hazır.
Benim kendim için yaptırdığım tasarım için: eğer tasarımcının eskiden yapmış olduğu yani hazırda bulunan tasarımları için 10$ yeni bir tasarım için ise 20$ ücret istendi.
Diğer tasarımcı arkadaşların fiyatları ise yine 10$ ile 50$ arasında değişkendi.
Tasarımcı yaklaşık 90×55 ya da 90×60 mm boyutlarında 300 Dpi çözünürlükte hazırlanacak olan kartı istenilen tasarımda hazırlıyor ve bir örneğini size gönderiyor. Ücreti ödediğiniz taktirde (Ben güvenilirlik açısından PayPal’ı tercih ederim) kartın basım için gerekli boyutlarını size gönderiyorlar.
Eğer tam anlamıyla bu işle uğraşan birilerine tasarım yaptırmak istiyorsanız buradan ve buradan.
Eren Akel
(Hyeros)
Bu yazı toplamda 81, bugün ise 3 kez görüntülenmiş
Ev ve İşyeri Güvenlik Alarm Sistemleri
Ağustos 25, 2008
EV VE İŞYERİ GÜVENLİK ALARM SİSTEMLERİ
Bu yazıda uzun süredir araştırdığım hırsızlığa karşı alınabilecek önlemleri yazacağım. Tabi ki bu önlemler teknolojik olacak.
Geçtiğimiz cuma günü evimde yaşanan hırsızlık olayından sonra artık kapıların herhangi bir işe yaramadığını fark etmiş durumdayım. Öncelikle kısaca olayın nasıl gerçekleştiğini anlatmak gerekirse; Görünen kısım olarak, cuma günü evde kimsenin olmamasından faydalanan hırsız arkadaşlar oturduğumuz 5 katlı binanın ki son 2 katında ben oturuyorum, en üst katın kapısını Matkap benzeri bir alet ile kapının barel’inin etrafını parçalamak kaydı ile bareli bir şekilde yerinden söküp kapıyı uzun uğraşlar sonucu açmış ve evden hayli yüklü sayılabilecek şeyleri beraberinde götürmüş. Yalnız anlamadığım bir nokta var: Çalınan paralar ve altınlar tamam hırsız için bulunmaz nimet fakat yerini bulup çantasından çıkardıkları Fotoğraf makine mi neden almadılar? Bunun yanında yeni almış olduğum 22″ monitörümü neden götürdüler? Fotoğraf makinem Mönitörden çok daha pahalı ve küçük/taşıması kolay olmasına rağmen neden monitör? Ayrıca odamda duran cep telefonları da çalınmamış. Hadi cep telefonları bulunabiliyor onu anlıyoruz ama gerisi muamma…
Şikayetim şu nokta da başlıyor: Hırsızlığa karşı %100 garantisi olan bir çelik kapı açılıyor, Bu esna da hırsızların kullandıkları sesli aletleri duyan komşular evde tadilat olduğunu düşünüyorlar ve neden devamlı binanın kapısında oyun oynayan ve ses yapan gürültücü çocuklar o esnada bina önünde değiller? Bu durum şunu ortaya çıkarıyor ki uzun bir süre izlendik. Benim işe gidiş ve geliş saatlerimi öğrendiler, aynı binada oturan komşularımız hakkında bilgi edindiler, hiç farketmedik ama belki de uzun süre binanın çevresinde dolaştılar ve doğru anı kolladılar. Bunun için 1 kişiden çok daha fazlasına ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Böyle durumlar için bu bir ekip işi diyenlere sonuna kadar da hak veriyorum. Sonuç olarak işlerini tam istedikleri gibi halledip gönül rahatlığıyla ve memnun bir biçimde çıkıp gittiler.
Bir de şu var ki, zabıt tutulması için çağırdığımız polisler… Sağolsunlar ayakabılarını bile çıkarmaya gerek duymadan Sherlock Holmes edasıyla içeri girip 5 dakika göz ucuyla bakıp 2 yerde parmak izi arayıp ortalığı kirletip gittiler. Hırsız bile daha temiz tutmuş evi…
Sonuç olarak çok güvendiğimiz o tank gibi duran kapılarımıza olan güvenimizi de yitirdikten sonra yaşanacak hırsızlık olaylarına çözüm üretmek için devamlı telefon elimde birilerini arayıp birileriyle görüşüp her yerden bilgi toplamaya çalıştım. Eline ne geçti derseniz hiç birinde %100 garanti verilmeyen ürünler ve eğer bu konularda bilgisizseniz sizi hemen kandırabilecek pazarlamacılar.
Araştırmalarım şu yönde gelişti: ilk olarak sevdiğimiz dostumuz Google’da “Ev Güvenlik Sistemleri” şeklinde bir arama yaptırdım. Karşıma bu konuda Google’a sponsor olmuş birkaç firma çıktı ve sitelerini ziyaret edip biraz inceledim.
“Sistemi sadece satan, kurulumunu yapmayan ve belirli konularda garanti vermeyen firmaları kendi açımdan güvenilir saymadım ve incelemedim.“
İncelediğim Firmalar ve Güvenlik Sistemleri Şunlardır: Pronet, Desi
Şifre Paneli:
Alarm sisteminin yönetiminin yapıldığı cihazdır. Alarmın kurulması, çözülmesi işlemleri şifre paneli üzerinden yapılır. Birden çok kişiye şifre verilebilir.
Hareket Dedektörü (PIR Dedektör):
Isı yayan belli bir hacimdeki canlının hareketini algılayan dedektördür. Evcil hayvan bulunan evlerde kullanılmak üzere tasarlanan, hayvan algılamayan modelleri mevcuttur.
Manyetik Kontak:
Kapı, pencere, havalandırma kapağı, sürgülü kapı ya da yerinden oynatıldığında sorun olabilecek her türlü eşyada kullanılır. Manyetik kontak kullanılan tüm elemanlar, açılması durumunda alarm paneline durumu bildirecek ve alarmı harekete geçirecektir.
Darbe/Şok Dedektörü (Bence olmazsa Olmaz…):
Kapı, pencere, havalandırma kapağı, sürgülü kapı ya da yerinden oynatıldığında sorun olabilecek her türlü eşyada kullanılır. Şok Dedektörü kullanılan kapılar, pencereler veya eşyalar; Sistem aktif yani çalışır durumda iken herhangi bir darbede Alarm paneli ile iletişime geçip alarm verilmesini sağlıyor. Bence bu kadar ünite arasında en çok işe yarayacak olan cihaz budur. Neden derseniz diğer cihazların hepsi sistemin aşılması ya da sistemin zarar görmeye başlaması ile devreye giriyor. Bu cihaz ise sistem aşılmadan, sisteme bir saldırı olur olmaz devreye giriyor. Olmazsa olmazların arasında.
Panik Butonu:
Acil durumlarda “manuel” olarak alarm vermek için kullanılır. Kullanıldığı durumlarda alarm merkezine direkt çağri yapılmasını sağlar.
Gaz Dedektörü:
Ortalama yayılmış gazların yoğunluğunu algılar ve gaz kaçağı durumunda sistemi haberdar eder. Alarm sistemi kurulu değilse dahi 24 saat çalışır.
Duman Dedektörü:
Ortamdaki duman yoğunluğunu algılayarak sistemi haberdar eder. Gaz dedektörü gibi 24 saat çalışır.
Siren:
Alarm anında yüksek bir ses çıkararak çevredeki kişileri uyarır. Harici ve dahili modelleri bulunur. Harici modelinin mekanın dışına, görülebilecek bir yere yerleştirilmesi caydırıcılığı artırır. Kablosunun kesilmesi durumunda, mevcut aküsü devreye girer ve çalmaya devam eder.
Şeklinde…
Bu temel bilgileri aldıktan sonra Cumartesi günü Pronet’i aradım ve keşif için gelmelerini istedim. Pazartesi günü randevu alınan saatte bir arkadaş geldi ve hangi noktalara ne tür ürünlerin yerleştirileceği için keşif yapmaya başladı. Kısaca keşif şu şekilde oluyor: Evin giriş kapıları için Manyetik Kontak kullanılıyor. İster wireless (kablosuz) ister kablolu bağlanabiliyor aralarında çok fazla bir fiyat farkı yok. Kablo istemiyorsanız Wireless çok güzel fakat 2 yıl gibi bir pil ömrü var. Kapılara yerleştirilen Manyetik Kontak kapı açıldıktan sonra size 10-15 saniye (ayarlanabilir) bir süre tanıyor. Bu süre içerisinde içeriye girip şifre paneline şifrenizi yazmak zorundasınız aksi taktirde Sirenler çalıyor ve Pronet’in kendine ait Alarm merkezi Telefon hattından bağlı olan sistem yardımı ile haberdar oluyor ve gerekli merciler (Polis vb) haberdar ediliyor. Manyetik Kontak evin apartman giriş kapılarına ve girilmesi mümkün olabilecek Pencere ve Balkon/Teras kapılarına takılıyor.
Yine sisteme bağlı olan diğer bir ürün ise Hareket Dedektörü (PIR Dedektör): Bahsedildiği gibi sistem aktif edildiğinde hareketi algılayan bir dedektör. Bu ürün de yine eve girilebilecek noktalara yerleştiriliyor. Sistem çalışır durumda iken algılanan hareket olduğu zaman sirenler çalıyor ve Alarm Merkezi haberdar ediliyor.
Şifre Paneli:
Fiyatları biraz düşük tutmak için sistemi aktif etmek ve pasit etmek amaçlı kumandaları almamışsanız ve Sistem aktif durumda iken evinize giriş yapacaksanız kaydettirdiğiniz süre içersinde sistemi kapatmak için şifreyi gireceğiniz panel.
Bunlar ürünü tamamlayan ana yapılar. Bunların dışında Panik Butonu, Gaz Dedektörü ve Duman Dedektörü ekstra üniteler.
Bunların hepsinin bağlı olduğu ve herhangi ters bir durumda Alarm Merkezini, sizi, yakın çevrenizi ve ürünlerde bir sorun oluştuğunda Pronet’i uyaracak olan ana sistem “Alarm Paneli”dir.
İlk incelediğim Firma “Pronet”:
Bence çok hoş, arayüzü anlaşılır bir site. Ayrıca Sitede “Kendi Sisteminizi Kendiniz Tasarlayın” gibi bir Flash animasyonları mevcut. Bu animasyon sizin evinize kurulması gereken sistemin keşfine gerek kalmadan hangi ürüne kaç adet ihtiyaç duyulacağını belirliyor. Araştırmamın temel taşlarını burada oluşturdum.
Pronet’in sitesinden alınmış ürünlerin tanımlamaları:
Alarm
Paneli: Bir güvenlik sistemi alarm paneliyle başlar. Alarm paneli, güvenlik sisteminin beynidir ve merkezi bilgisayar gibi çalışır. Kablolu ve kablosuz modelleri vardır. Evinizin belirli yerlerinden çeşitli dedektörler alarm paneline bağlanır. Eğer güvenlik sisteminiz kuruluysa ve dedektörler herhangi bir problem algılıyorsa, alarm paneline bir sinyal gönderirler. Alarm paneli de otomatik olarak alarm merkezini arayarak durumun rapor edilmesini sağlar.
Benim için Pronet’in avantajları:
- Sistemi minimum 30$ maksimum ise güvenlik sistemi kurdurmak istediğiniz alanın büyüklüğüne ve planına göre artan fiyatlarda kiralayabiliyorsunuz. (Benim evim için binada 3 daire kurdurması halinde aylık 40$ fiyat verildi)
- Pronet’in diğer sistemlerden artı olarak şu yönleri var: Sisteme dahil olan ürünlerden herhangi birinde bir arıza çıktığında veya Wireless (kablosuz) ürünler için pil ömrü azaldığında Pronet haberdar oluyor ve Teknik destek için elemanlarını yolluyorlar.
- Pronet sistemini kurduğunuzda size verilen özel bir kod var. Pronet bu kodu şu şekilde tanımlıyor: Örnek olarak hırsız veya size zarar verebilecek kişi sizin dairenize yakın bir yerlerde saklanıyor ve siz çıkıp sistemi aktif ettiğiniz (sistem çalışır duruma geldiği) anda sizi, size zarar verebileceği bir alet ile tehdit ediyor ve sistemi kapatmanızı istiyor. Siz normal şifrenizi kullanarak sistemi kapattığınız anda tamamen kendinizi ve mülkünüzü hırsıza teslim etmiş olurdunuz fakat verilen bu kodu girdiğiniz taktirde sesli uyarı sistemleri yani hırsızın duyup görebileceği sistemler susuyor fakat o anda Pronet Alarm Merkezine Tehlike altında olduğunuz sinyali gönderiliyor ve en yakın merci uyarılıyor. Bu sistemi haberleştiğim ve bilgi aldığım diğer servislerde görmedim ama eminim farklı Alarm Güvenlik Merkezlerinde olması da mümkün. Bence tercih edilmesi gereken bir özellik.
Pronet’in gördüğüm faydalı özellikleri bunlardı.
Benim açımdan Pronet’in Dezavantajları:
- Bana %100 girilemezlik garantisi veremediler. Benim için sistem girilemez değil ve Caydırıcılığı düşük. Yani sistemin Sirenlerinin bir şekilde susturulması halinde dışarı ses verilemeyecek ve komşularınız uyarılamayacak, bu durumda Pronet Alarm Merkenize giden çağrının Polislere iletilmesi ve işin en kötü yanı Polislerin gelmesi beklenecek. Nereden bakarsanız en az 30 dakika sürer. Bu hırsız için çooook uzun bir süre.
- Sistemin Kiralanabilmesi güzel. Ayrıca Sistemi satın alırsanız 2 yıl garantili yani 2 yıl sonunda herhangi bir sorun oluştuğunda Teknik Servis ve Ürünler ücretli 3 daireye sistemi kurmak şartıyla 1 daire için 750$+KDV fiyat verildi. Kiralandığında ise kullandığınız sürece garantisi devam ediyor. Yalnız Ürünü satın aldığınızda yine aylık 15$ ücret vermek zorundasınız. Bu 15 $ Pronet’in Alarm Merkezi için isteniyor. Acil bir durumda sistem oraya bağlanıyor. Yani sistemin takibi ücretli. En az 1 yıl bunun alınmak zorunda olduğu söylendi fakat şunu merak ediyorum. Bu Alarm Merkezi üyeliği iptal edildiğinde Tek başına Alarm ne işe yarayacak? Benim hiç hoşuma gitmedi bu iş.
- Pronet’te bildiğim kadarıyla “Şok Dedektörü” yok. Siemens’de ise mevcut. Yani benim aklımı kurcalayan hırsızın içeri sızmasından sonra alarmın çalması konusuna bu cihaz ile çözüm getirmiş bulunuyorum. Hırsız içeri girmek için kapıya yaptığı darbe esnasında Alarm sistemi devreye girecek.
DESİ ALARM:
Desi Alarm‘ın sistemi de Pronet ile aynı. Yalnız Pronet’te verilen tehdit kodu Desi’de yok. Desi’de de aylık kiralama yöntemi mevcut. Net bir fiyat söylemediler fakat yıllık Alarm Merkezi ücreti 100$, Pronet’in aylık 15$ yani yıllık 180$’ı buluyor. Buna karşılık Desi’de Pronet’in sisteminden farklı olarak yalnızca sistemi aktif ve pasit etmek amaçlı şifre panelinin yanında kumanda bulunuyor. Buna karşılık Fiyatı 878$+KDV.
Karşılaştırma yaparsak:
Pronet satın alımda 750$+KDV, Desi Alarm 878$+KDV
Pronet’in Yıllık Alarm Merkezi sistemini kullanmak için ödenmesi gereken ücret 180$, Desi Alarm’ın Alarm Merkezi ücreti ise 100$.
Bunun Yanında iki firmanında çok iyi referansları var.
Pronet kurdukları sistem üzerinde herhangi bir sorun oluşması durumunda ki buna Wireless/Kablosuz sistemlerin pil süreleri de dahil sistemdeki sorunu görebiliyor ve garanti süresi içerisindeyseniz veya sistemi kiraladıysanız sorunu düzeltiyorlar. Desi alarm da böyle bir sistem olmadığını zannediyorum. Sistemin üzerinde batarya sürelerinin olduğu söylendi.
Bu iki sistem Dışında Siemens’den fiyat aldım ancak verilen fiyat diğer iki sisteme nazaran çok yüksek geldi bana. Fiyat teklifini telefondan aldığım için Fiyatı buraya yazmayacağım.
İşin özü:
Her iki sistem arasında çok büyütülecek farklılıklar yok. Benim açımdan her iki sistem de çok caydırıcı değil. Sonuç olarak Türkiye üzerinde daha iyi sistemlerin var olduğunu zannetmiyorum, bulamadım da zaten. Dünya üzerinde insana “Yok Daha Neler” dedirtecek sistemler var olduğuna eminim fakat hiçbirinizin evinde Picasso Tabloları bulundurmadığınada eminim. Kısacası gerek yok.
Ayrıca şöyle bir durumda var. Sistemler gözümüze ne kadar basit görünürse görünsün aslında inanılmaz karışık bir sisteme sahipler. Örnek olarak Ünitelerde birbirine öyle bir şema ile bağlı ki; Bu şema saldırıları birkaç farklı çeşide ayırmış. Örnek olarak Profesyonel Hırsızlık ve Sabotaj gibi çeşitleri var. Sistem bunlaı farklı değerlendiriyor ve bunlara karşı size değişik önlemler sunabiliyor. Örnek olarak güvenlik altına aldığınız alan içersinde saldırı altında olduğunuzda size verilmiş kumanda veya Alarm Paneli üzerinde Panik butonu, Şüpheli durumlar için sessiz alarm ve Alarm sistemine direk saldırı durumunda susturulamayan Sirenler. Üzerinde 4 adet tuşu bulunan kumanda da farklı tuş kombinasyonları ile o anda ki zor durumunuzu Alarm paneline kaydettirmiş olduğunuz numaralarla veya Sesli uyarı sistemleri ile yakınlarınıza veya komşularınıza bildirebiliyorsunuz.
Ben yukarıda anlatmış olduğum ve benim için büyük bir güvenlik açığı olan durumu Darbe Sensörü/Dedektörü ile çözmüş bulunmaktayım. Yani hırsız içeri girmeden, içeriye girmek için kullacağı kapı veya pencere gibi girilebilir yerleri, girmeye müsait hale getirmek için yaptığı ilk darbeden itibaren Alarm Sistemi sizi ve Yakın Çevrenizi inanılmaz bir ses ile uyaracaktır. Yani sonunda hırsızı içeri girmeden yüreğini hoplatmış oluyoruz. Bundan sonraki iş kendi cesaretine kalmış. Ya girer kameralarda kendini ele verdikten sonra bir de üstüne yakın çevreden Alarm sesini duyanlardan bir sopa yer ya da paşa paşa yoluna bakar.
Sistemi kapatmayı veya açmayı unuttuğunuz durumlarda herhangi bir cep telefonu ile şifreyi bildikten sonra bu işlemleri yapabiliyorsunuz. Örnek olarak evinizden çıktınız ve alarmı devreye soktuğunuzu hatırlamıyorsunuz bu durumda da cep telefonunuz ile kontrol edebiliyorsunuz.
Benim Kararım:
Desi’den yana oldu. Neden diyecek olursanız kısaca: İlk olarak Darbe Sensörü benim açık olarak düşündüğüm durumu kapattı, ikincisi ise Keşif yapmak için gelen Teknik Servis işinde gerçekten uzmandı ve %100 güvenimi kazandılar. Beni ikna ettikten sonra sistemi tam istediğim zamanda gelerek bağladılar. Ayrıca sistem kurulumu esnasında ki kurduracağınız sistem Wireless/Kablosuz olsa bile Alarm Paneli ve Sirenler devamlı güç kullanmak zorunda olduğundan direk elektriğe bağlı ve Duvar delme, kablo çekme işleri var, işlerini inanılmaz temiz, ellerinde elektrik süpürgesi ile yaptılar. Her bağlanan ünite de ben soru sormadan beni direk bilgilendirdiler ve sorduğum her soruyu tereddüt etmeden kesin ve net cevaplarla yanıtladılar. Ayrıca herhangi bir sorun ya da sistem ile ilgili herhangi bir sorum olması durumunda kişisel telefon numaralarını vererek her istediğim zaman arayabileceklerini söylediler. Sonuç olarak satış sonrası müşteri memnuniyeti diye ben buna derim.
Kurdurduğum sistem içerisinde:
- 1 Adet Wireless Plus Panel: İçerisinde 1 Adet Alarm Paneli, 1 Adet PIR (Hareket) Sensörü, 1 Adet Manyetik Kondaktör, 1 Adet Dahili Siren, 1 Adet Kuru Akü ve 2 Adet Kumanda Mevcut.
Bunların Dışında:
- 3 Adet Dış Alarm Sireni,
- 5 Adet Kablosuz Manyetik Kondaktör,
- 1 Adet Kablosuz PIR (Hareket Dedektörü)
- 4 Adet Darbe Sensörü
- 2 Adet Kumanda
ile sistemin maliyeti (üstte vermiş olduğum fiyatlar net fiyatlardır. Satın almış olduğum için fiyat veremeyeceğim.) 1400-1600 YTL arasında. Bu fiyat aralığı Bir apartman dairesinin en üst 2 katı ve üst katın Teras kat olması halinde verilen fiyat aralığıdır. Yani eviniz tek kat ise fiyat aralığı bunun yarısında daha az.
Evinize veya iş yerinize güvenlik sistemi kurmanız için o alan içerisinde ille de Picasso tabloları olması gerekmiyor. Bunu en iyi hırsız girdikten sonra anlıyorsunuz. Bu sisteme hırsızın götüreceği maddiyatın (manevi tarafını hiç söylemiyorum) en kötü durumda 1/10′unu yatıracaksınız ve gönül rahatlığı ile ortamınızı bırakıp gidebileceksiniz.
Eren Akel
Bu yazı toplamda 87, bugün ise 8 kez görüntülenmiş
Symbian ve Windows Mobile Çıkmazı
Ağustos 19, 2008
Bildiğimiz gibi seneler önce , nokia ve diğer telefon şirketleri , mobil dünyanın linux’u diye tabir edebileceğimiz Symbian’ı çıkardı. Başlangıç itibarı ile smartphone olarak wm ile yarışır durumda olmamış olsa da, yavaş yavaş yaygınlaşması ile nihayet gecikmeli de olsa windows mobile’a gerçek bir rakip doğuyor. Palm’ı saymıyorum. O tamamen farklı bir kategori benim kişisel fikrime göre.
Symbian 6, Symbian 7, Symbian 8 ve nihayetinde Symbian 9.1 sürümlerinin tümünü belirli sürelerle, wm2003′ü önceden bir kaç aylığına ve ardından wm 6.1′i de şuan kullanıyorum. Bunları neden belirttin diye sorarsanız, birazdan yapacağım değerlendirmelerde neyi baz aldığımı sorgulamamanız adına.
Symbian 6, 7650 ve 3650 gibi devrim niteliğindeki telefonlarla başladı. Benim telefonum 3650 idi. İlk elime aldığımda tabi symbian falan bilmiyorum. Ama şöyle ki normal pratik kullanımlı bir telefondan da pek farkı yoktu. Yani karmaşık değildi. Hemen alıştım yazılımsal olarak. Yoksa ankesörlü telefon tarzı tuş takımına alışmak tam bir işkence. Ama hemen de sıkıldım. Daha sonra bir miktar bilgi birikimi edindim ve Symbian dünyasına daldım. Uzaktan kumanda programları mı dersiniz, medya oynatıcılar mı… Hepsi şahaneydi. Ve yine pratikti.
Symbian 7 ile hazır platform geliştirildi, ram ve işlemci artırıldı, 1mp kamera desteği getirildi. Fakat çokta devrim bir şey yoktu, 6600′ımda.
Bu arada kısa bir süreliğine de olsa wm2003 kullandım. Cihaz ise mpx220 idi.
Symbian 8 devrim niteliğindeki 3G’yi (kullanamasakta) 6630 ile getirdi. Ben ise 8.2 ile merhaba dedim bu sürüme, N90′ımla.
Symbian 9 bir çok yenilik getiriyordu. Bunların başında ise s60 için Wifi var. Daha çok bağlanılabilirlik, daha gelişmiş arayüz ve daha stabil sistem. Ama ben symbian 9 ve s60 bir cihaz kullanmadım hiç. Son symbian maceram sony ericsson p990′dı.
Dokunmatik ekranı, radyosu, kamerası, muhteşem ses kalitesi ve qwerty klavyesi ile 1 yıl boyunca telefon adı altındaki tüm ihtiyaçlarımı karşıladı. Yazmadan geçemeyeceğim, burger king’lerde bedava interneti (wifi) de unutmamak gerek. Fakat gelin görün ki, symbian’dan sıkılmıştım yine. Herşey iyi güzeldi de, beni kesmeyen birşeyler vardı. Nasıl ifade edeyim bilemiyorum ama telefonu kurcalayasım, bir şeyler yükleyesim bile gelmiyordu. Kısaca hevesim geçmişti.
Ardından onu verip bir adet qtek s200 aldım. Sonra paşa paşa rom’u 6.1′e yükselttim ve şuan elimden düşmüyor. Belki uzaktan bakınca fark yaratan şeyin sadece arayüz olduğunu söyleyebilirsiniz (evet bunda ayrıca 3G, 2. kamera ve radyo yok) ama bunda beni çeken bir şey var. Nihayetinde farkına vardığım bu şey; bilgisayar özellikli telefon değil, telefon özellikli bilgisayar. Belki bazılarımız saçma bulabilir ama elime alınca ısınışı bile hoşuma gidiyor. Hele bir de tadından yenmeyen bir tarafı var; overclock! Omap işlemcilere overclock yapılabildiğini biliyordum ama ilk kez denedim ve işte avuç içi bilgisayar bu. Artık forumlarda imzama 195mhz@280mhz gibi bir yazı ekleyebileceğimin verdiği huzurla ve klavye sesinin başımı ağrıtmaya başlamasıyla yazıya burada son vermek istiyorum.
Umarım herkes, bu pek somut sonuçlara varmayan ama normal bir kullanıcının tecrübelerini yansıtan yazıdan yararlanır. Bu ufak işletim sistemi savaşında cephesini alır.
Rıza Kazemi
Bu yazı toplamda 66, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Windows Değil Midori…
Ağustos 11, 2008
Microsoft’un Windows temelli işletim sistemlerine hepimiz aşinayız. Peki Midori de ne oluyor? Midori Microsoft’un Windows 7′den sonra piyasaya sürmeyi düşündüğü işletim sisteminin adı.
Her ne kadar görücüye çıkmasına yıllar olsa da Midori şimdiden merak konusu. Microsoft ise Midori konusunda sessiz.
Peki Midori ne gibi yenilikler getirecek? Bir kere klasik Windows sürümlerinden farklı olacak çünkü web tabanlı bir işletim sistemi olacak. Yani sanal bir işletim sistemi. İşletim mimarisi bu yönde şekillenecek (masaüstü uygulamarın Web üzerinden uygulanması). Şu an var olan kimi facebook ve google uygulamaları Midori hakkında ipucları verebilir. Ayrıca Midori Microsoft’un Windows tecrübelerinden sonra daha hafif bir işletim sistemi olacak.
Midorinin Web tabanlı olması akla güvenlikle ilgili sorunları getiriyor. Tüm kişisel bilgilerimizi internette depolama fikri, üzerinde iki kere düşünülecek bir fikir olsa gerek. Microsoftun bu konuda ne yapacağını, kullanıcıları nasıl ikna edeceğini zaman gösterecek.
Ayrıca çevrimiçi olamadığımız zamanlarda işletim sistemimiz geçici olarak devre dışı mı kalacak? Bu sorunun ise halen var olan çevrimdışı çözümlere (google Gears gibi) benzer yollarla çözüleceği tahmin ediliyor.
Diğer taraftan Midorinin performansı internet bağlantı hızındaki artışa bağlı. Ama Midori çıkana kadar herhalde bağlantı hızında da büyük sıçramalar yaşanır.
Bu yazı toplamda 72, bugün ise 2 kez görüntülenmiş
Geleceğin Mozilla Firefox’u
Ağustos 7, 2008
Kızıl Tilkimiz üzerinde geliştirme çalışmaları yapan Mozilla Labs, popüler açık kaynaklı tarayıcının geleceği hakkında heyecanlandırıcı ipuçları yayınladı. Aurora adını verdikleri yeni nesil internet tarayıcısı görmeye değer özellikler ve yenilikler barındırıyor.
Hazırlanan videodan gördüğümüz kadarıyla, web üzerinden bilgi toplamak suretiyle masaüstünde gösteren (hava durumu raporları gibi) sistemlerin hayli gelişmiş bir versiyonu olacak yeni Firefox. Sürükle bırak yöntemiyle dinamik olarak yönetilebilen tarayıcı, üç boyutlu yeni yerimleri özelliğiyle de büyülüyor. Firefox 3 ile tanıştığımız “adres çubuğu” özelliğinin daha görsel ve daha gelişmişi bizi bekliyor diyebiliriz.
Mozilla geliştiricileri, tüm kullanıcıları yeni fikir ve öneriler getirmeye davet ediyor. Görünüşe göre tarayıcı savaşları bir son bulacak:) Videoları tek tek izlemenizi şiddetle öneririm.
Aurora (Part 1) from Adaptive Path on Vimeo.
Bookmarking and History Concept Video from Aza Raskin on Vimeo.
Firefox Mobile Concept Video from Aza Raskin on Vimeo.
Bu yazı toplamda 199, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Ubuntu ve Güneş Yanığı Yanılgısı
Temmuz 23, 2008
İtiraf etmeliyim yaklaşık 2 hafta önce Windows, Ubuntu ve Güneş Yanığı başlıklı yazıyı yazarken beni böyle bir maceranın beklediğinden habersizdim. Sanıyordum ki bineceğim bir linux teknesine, açılacağım engin denizlere, aklımda her hangi bir düşünce olmaksızın gezinip, denizin, güneşin keyfini çıkaracağım. Hatta bu nedenle güneş yanığı riski aklıma gelmişti de korunmak üzere bir iki cümle önereyim sizlere diye söz vermiştim.
Fakat efendim, hep olduğu üzere işler planlandığı gibi gitmedi. Güneş yanığını da bırakın bir kenara, değil güneşe çıkmak, evde bile bilgisayarın başından ayrılamaz oldum. Üç mü, beş mi ya da kaç kez hatırlamıyorum, sonuncusunu bu öğlen sattlerinde attım; format atıp duruyorum makineye. Ama bunu yakınma saymayın sakın; yıllar sonra eline verilen oyuncağı kimseden çekinmeden kurcalayan, hatta orasını burasını az biraz parçalayan, sonra tekrar birleştirip yeninden kurcalamaya devam eden, özgürlüğün keyfini çıkaran çocuklar gibiyim.
Bu ubuntu hikayesinden önce değil bilgisayara format atmak düşüncesi, böyle bir olasılığın söz konusu olması bile elimi ayağımı birbirine dolandırmaya yeterdi. Oysa bu öğlen… “Hımm bir sorun var galiba, yanlış bir komut verdim herhalde, hadi bir daha formatlayım da iyice sorunsuz olsun makinem” deyip bir kez daha formatladım. Hani bir kez verilerimi, dosyalarımı yedekledim ya, artık bilgisayarla uğraşmak gerçekten tam bir oyun. Windows gibi değil, linux’ta format atıp sistemi yenilemek en fazla yarım saat. Üstelik bir ubuntu, bir kubuntu veya elinde neyin CD’si varsa artık… Oysa hatırlıyorum da, bir kez windows’umu formatlatmak zorunda kalmıştım, makinem 2 gün bir arkadaşıma zorunlu misafir olmuştu.
Formatlama rahatlığının yanı sıra, insana kendini önemli hissettiren bir sistem bu linux. Bir yanda karşısındakini eylemsiz ve neredeyse etkisiz (para hariç !) biri gibi gören bir sistem, öte yanda hazır depolardan, istediğiniz programı özgürce seçebildiğiniz, seçtiğiniz paketleri açtığınız, kurduğunuz ve bunları yaparken de birazcık kılınızı kıpırdatıp bir takım komutlar verdiğiniz – canım anlamasanız bile siz yazdınız o komutları o satıra değil mi - … yani “ben ne kadar önemliyim yahu, bak bilgisayara komutlar verip iş yaptırabiliyorum” duygusu yaşadığınız bir sistem.
Eğer linux kullanıcısı değilseniz bu yazdığım şeylerin sizin için bir şeyler ifade edebileceğini pek sanmıyorum. Ama bir şekilde linux’a bulaşmışsanız, bilgisayarınıza karşı hissettiğiniz yakınlık televizyonunuza olan yakınlığınızdan biraz daha fazla ise ya da benim gibi aklınızın bir yerinde “Tanrım, bu adamlar ne kadar akıllı, bunlar insanüstü yaratıklar olmalı, nasıl olup da bunca bilgiyi veriyi, resmi, filmi bir çift bakır telle iletmeyi başarıyorlar” (ki bu düşünce aklıma ilk düştüğünde kablosuz iletişim, modem vs. yoktu bile… şimdi biraz daha ötesini düşünsem, hafiften sıyırmamak mümkün değil gibi) düşünceleri filizlenmiş ise beni çok iyi anlayacağınıza eminim.
Evet, ne deniz, ne güneş ne de balık avı… linux ile yola çıkarken, ilk önce onu keşfetmek gerekiyormuş. Dolayısıyla taze linux’cu biri iseniz, bilgisayarınızı açık havada, güneş altında kullanmadığınız sürece güneş yanığı riski taşımıyorsunuz demektir. Varın linux’u keşfetmenin çocukça heyecanı ve özgürlüğünü doya doya yaşayın siz de.
Betül Ulukol
Bu yazı toplamda 314, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Gizli İletişim, İletişimleri Şifreleme [E-Posta]
Temmuz 9, 2008
Dünkü yazıda, “Gizli İletişim ve İletişimleri Şifreleme” konusuna değinmiştik. Bugün devam ediyoruz. MSN Messenger üzerindeki görüşmelerin nasıl şifreleneceğini anladık sayılır, ancak zaten az buçuk bilinçli bir kullanıcı, MSN görüşmelerinde açığa çıktığında felaketle sonuçlanabilecek bilgileri kullanmıyordur diye umut ediyorum. Önemli bilgilerin alınması ve gönderilmesi konusunda kullandığımız sistem çoğunlukla e-postalarımızdır. Önceki yazıda bahsettiğim, mesajların düz metin halinde yolculuk etmesi e-postalar için de geçerlidir. Örneğin bir yakınınıza e-posta ile bankacılık bilgilerinizi gönderiyorsanız ve siz veya o kişi güvenli olmayan herhangi bir bağlantı noktasından (alışveriş merkezleri, kafeler vs) internete erişiyorsa dahi bilgilerinizin üçüncü kişiler tarafından kolayca alınma ihtimali vardır.
E-postaları şifrelemenin bir çok yolu vardır, zira e-posta yönetiminin de bir çok yolu vardır. Web tabanlı bir e-posta mı yoksa e-posta istemcisi ile mi kullandığınıza göre değişir. E-posta istemcilerinden başlayalım. Her e-posta istemcisi ile ayrı ayrı anlatmaya gerek duymuyorum, bu yüzden ayrıca herkesin kullanmasını tavsiye de ettiğim Thunderbird için anlatacağım.
Thunderbird görüşmelerinizi şifrelemek için açık kaynak dünyasının sunduğu nimetlerden biri olan eklentilere başvurmamız gerekiyor. Enigmail adlı eklentiyi ve GNUPGP adlı araçları indirmemiz gerekiyor. Eklentiyi indirirken sağ tıklayıp bağlantıyı farklı kaydet demelisiniz, yoksa Firefox kendine kurmaya çalışacaktır. Şimdi indirdiğimiz iki küçük dosya var.
GPGP kurulum dosyasını çalıştırıp kurulumu gerçekleştiriyoruz. Eklentiyi ise Thunderbird içerisinden Araçlar > Seçenekler > Eklentiler > Eklenti ekle yoluyla kuruyoruz ve ThunderBird’ü yeniden başlatıyoruz. Şimdi bir OpenPGP menüsü görüyor olmanız gerekiyor. Bu menüden Preferences kısmına gidiyoruz ve kurduğumuz GnuPGP dosyasını gösteriyoruz. Genelde şu yolda bulunur: Program Files\GNU\GnuPG\gpg.exe
Şimdi de kendinize bir açık/özel anahtar yaratmanız gerekiyor. Bunun için de OpenPGP menüsünden Key Management kısmına giriyoruz. Generate menüsünden New Key Pair bölümüne geliyoruz. Şifrelemek istediğimiz e-posta adresini ve diğer gerekli bölümleri doldurup, Generate Key düğmesine tıklıyoruz ve biraz bekliyoruz. Bu kadar, artık şifreli mail gönderebilirsiniz.
E-posta göndereceğiniz kişinin anahtarını bulmak için OpenPGP menüsünden, Key Management > Keyserver > Search yolunu izleyip, arama kutusuna şifreli e-posta göndermek istediğimiz adresi veya kişi adını giriyoruz. Eğer bulduysanız bu kişiye şifreli e-posta gönderebilirsiniz. Eğer yoksa o kişiye de bu işlemleri yaptırtmanız gerekiyor.
Şifreli mesaj göndermek için her zamanki gibi e-postamızı yazıyoruz ve yazma ekranının sağ altındaki küçük anahtar ikonuna tıklıyoruz ki şifrelensin. Artık sadece mesajlarınızı, sizin açık anahtarınıza sahip kişiler okuyabilir.

Web tabanlı e-postalarımızı nasıl şifreleyeceğimize gelirsek, öncelikle belirtmeliyim ki Google’ın e-posta servisi Gmail‘i kullanmanızı öneriyorum. gmail hem e-posta istemcilerine kurulabilir hem de sağladığı bir çok özellik bakımından diğer web tabanlı e-posta servislerinden önde sayılır.
Gmail görüşmelerini şifrelemek için de yukarıdaki GNUPGP yazılımını indirip kurmanız ve FireGPG adlı eklentiyi Firefox için kurmanız gerekiyor. Bunları tamamladıktan sonra gmaile girdiğinizde e-posta yazma bölümünde şifreleme seçenekleri görebileceksiniz. Yukarıdaki gibi bir anahtar seçip yarattıktan sonra Gmail üzerinde yazdığınız mesajları şifrelemeniz mümkün.
Tansu Günay
Bu yazı toplamda 328, bugün ise 6 kez görüntülenmiş
Bir Hekim Nasıl Dolar Milyoneri Olur?
Temmuz 8, 2008
Bir hekimin dolar milyoneri olabilmesi için türlü seçenekler, türlü yollar vardır elbette. 23 yıllık bir hekim olarak bu konuda pek kişisel deneyimim ve girişimim olduğunu söyleyemem ne yazık ki, ama çeşitli yollarla epey para kazanmış büyüğüm, küçüğüm çok hekim tanırım.
Eğer bir konuda deneyimim yoksa, ikinci ağızdan konuşmaktan, hele hele dedikodu yapmaktan çok da hazetmem. O nedenle genç hekim adaylarına ya da bir türlü istediği serveti elde edememiş hekimere bu konuda diyecek pek lafım yok. Daha doğrusu yoktu diyelim, ta ki bu sabaha kadar.
Bu sabah ne oldu?
Bu sabah bir e-mail aldım, subject kısmında “CONGRATULATIONS YOU HAVE WON” - Tebrikler Kazandınız - yazıyordu. Eh okumuş yazmış, interneti de epey senedir tanıyan biri olarak, internetteki türlü kandırmaca ve dolandırıcılık vs. olaylarından bir şekilde haberdarım. Üstelik de Doctus’un müdavimlerinden sayılırım. Durum böyle olunca, aman dedim olsa olsa viruslu bir maildir, kimbilir makineme neler yapmak üzere postalanmıştır. Fakat yine de bir şeyler kazanmış olma olasılığı postayı incemek için içimde bir merak uyandırdı. Maili gönderen; Microsoft Email Lottery 2008 (mslotto@noreply.com), beni kutluyor, bu yılki“MICROSOFT EMAIL LOTTERY AWARD”ı kazanan 25 kişiden biri olduğumu söylüyordu. Bir de mektup göndermişlerdi, detayları ve kazandığım parayı nasıl alacağımı anlatmak üzere.
Yazdım, akıllı, bilgili, deneyimli, 23 yıllık bir hekimim… acaba (?) dedim ekteki mektubu da okuyunca, acaba doğru olabilir mi? İçimden bir ses, pek de kandırmaca gibi durmuyor diyordu. Çekilişin nasıl yapıldığını, mail adreslerinin nasıl belirlendiğini, bu sistemde kullanılan bir sürü rakam, harf, şifre vs. vermişler. Üstelik adresleri, telefonları var…. Arayın bizi demişler, ister telefonla, ister maille. Aaa bu arada kaynadı, kazandığım miktar 1.000.000 (bir milyon) Amerikan Doları.
İnandım sanki ben bu mektuba. Ve güzel haberi hemen paylaşayım istedim bir arkadaşımla, Doctus’ta şeftir kendisi. Hani Çocuk ve Bilgi Güvenliği Derneğini de birlikte kurduğumuz, bilgi güvenliği üzerine bilgisine şapka çıkardığım kişi. Çok kibardır, o bakımdan belki de açık açık gülmedi ama, nüfus cüzdanımın ve kredi kartımın önlü arkalı fotokopilerini ona yolladığım takdirde bana çok daha büyük lotolar kazandıracağına dair söz verdi. Bu açıklamanın üzerine daha fazla bir açıklama gerekmedi o mailin yem olduğunu anlamam için. Heyecanım dindikten, aklıselimle düşünmeye başladıktan sonra, ben de öyle gerekçeler buldum ki bu loto işinin nasıl da lezzetli bir yem olduğuna dair. Ama itiraf etmeliyim, çok kısa bir süre bile olsa acaba doğru olabilir mi diye düşünmüştüm işte. Ve arkadaşım da olmasa, bir kaç gün sonra dolar milyoneri bir hekim olmadığımı öğrenmenin hayal kırıklığını koyun bir kenara, dövüne dövüne kredi kartı borcumun nasıl olup da limitinin dibine vurduğunu öğenip ah vah ediyor olacaktım.
Evet, bir sabah şekeri şeklinde gelip geçti bu loto-mail işi de…. Dolayısıyla bir hekimin nasıl dolar milyoneri olacağını tarif etmeye dair hala anlatabileceğim bir şey yok ne yazık ki. Üstelik arkadaşım sayesinde hayalini bile çok çabuk yitirdim o bir milyon doların :).
Betül Ulukol
Bu yazı toplamda 240, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Gizli İletişim, İletişimleri Şifreleme [MSN Messenger]
Temmuz 8, 2008
Biliyorum başlık biraz ağır gözüküyor. Ama konu o kadar da ağır değil. Son günlerde haberlerde sıkça gördüğümüz bir konuya değinmek istiyorum, “Kişisel görüşmelerimizin gizliliği”. Görüyorsunuzdur, birisi haberlere çıkıp, “bana şu gün şu saatte telefonda şu kişiye şöyle demişsin veya Msn’de şu gün şunu yazmışsın dediler” diyebiliyor. Bunun sebebi en kısa ve net anlatımıyla, dinleniyor olmasıdır. Telefon görüşmeleri, e-postalar, msn görüşmeleri ve neredeyse diğer tüm iletişim protokolleri istendiğinde kolayca izlenebilir. İlk olarak internette en fazla kullandığımız iletişim protokollerinden biri olan MSN’e değinmek istiyorum.
MSN messenger ve kullanmış olduğu protokol, mesajları düz metin belgesi olarak taşır. Yani, siz “Yarın geliyorum” yazıp gönderdiğinizde, bu mesaj sizin sisteminizden “Yarın geliyorum” olarak çıkar, “Yarın Geliyorum” olarak internette yol alır ve “Yarın geliyorum” olarak alıcıya ulaşır. Bu protokol üzerindeki mesajlaşmaları izlemek, google’da arama yapabilecek deneyime sahip biri için çocuk oyuncağıdır.
Aşağıdaki resimde de görebildiğiniz gibi, her hangi bir ağ analiz yazılımı bile, giden/gelen paketlerin analizinde mesajınızı görebilir. Resimdeki veri, aynı ağdaki üç sistemden birinden, diğer iki sistem arası mesajlaşmadan “Wireshark” ile alınmıştır.
Bu saçmalığı çok basit şifreleme yazılımları ile atlatmak mümkün. Bu şifreleme yazılımları yazdığınız mesajı anlaşılmaz karakterlere çevirir ve alıcının sisteminde yeniden yazdığınız mesaja döner. Yani sadece yol üzerinde karmaşıklaşır. Biri sizin yazışmalarınızı izliyor olsa dahi, görüp görebileceği anlamsız karakterlerdir.
Aşağıdaki grafikte basitçe anlatmaya çalıştım.
Ancak unutulmaması gereken, bu yöntemlerin sizi asla gizlemeyeceği gerçeğidir. Yani bu yazılımları kurdum diye kendinizi anonim sanmayınız. Bu yazılımlar sadece yazdığınız mesajların üçüncü partiler tarafından izlenmesini engeller. Elbette bu yazılımların aynısından alıcıda da olmalıdır. Aksi halde yazdıklarınız şifresiz gönderilir.
Ben bu yazıyı hazırlarken, ev ve ofisler için kullanımı ücretsiz olan SimpLite yazılımını kullandım. Windows Messenger, MSN Messenger, Gimp, Pidgin, Trillian ve şansılysanız başka yazılımları da destekliyor. Eğer siz de bir tanıdığınız ile msn iletişiminiz şifrelensin istiyorsanız, her iki tarafa da bu yazılımı kurmalısınız.
Bir sonraki yazıda e-postalarınızın şifrelenmesi hakkında bilgiler vermeyi planlıyorum.
Tansu Günay
Bu yazı toplamda 215, bugün ise 2 kez görüntülenmiş
Kaybolan Verileri Kurtarmak Ve Önlem Almak
Temmuz 5, 2008
Kullandığımız bilgisayarlardan zaman zaman veri kurtarmak zorunda kalabiliriz. Hepimiz ne yaptığımızı bilen, son derece programlı ve bir adım atmadan önce kılı kırk yaran kişiler değiliz. Özellikle benim gibi, bilgisayarının masaüstünü her zaman boş görmek isteyenler ve çöp kutusunu olabilecek en düşük kapasitede kullananlar için, düşünmeden yapılan bir tıklamanın sonuçları ağır olabiliyor. Ayrıca gene yanlışlıkla disk biçimlendirme veya bir virüs sonucu verileri kaybedebiliriz.
Öncelikle size “üstün” veri saklama yöntemlerimi anlatmalıyım. Webden, e-postamdan, usb çubuğumdan CD’den veya herhangi başka bir medyadan yeni bir veriyi öncelikle masaüstüne kaydederim, ama aynı zamanda masüstünün boş olması takıntım da vardır. Bu sebeple, kısa süreli aralıklarla masaüstümde bulunan ve saklamak istemediğim dosyaları silerim, saklamayı istediklerimi de başka bir fiziksel sürücüye aktarırım. Verileri işletim sisteminin kurulu olduğu sürücüde saklamanın bir çok dezavantajı vardır. Konumuz bu değil ama herkesin verilerini, işletim sistemi kurulu olmayan bir başka sürücüde saklaması önerilir. Windows’da bu D, E veya C dışında başka bir sürücüdür genellikle.
Bir sebeple, bilgisayarınızda bir zamanlar kayıtlı bulunan verileri kaybettiyseniz, bunları kurtarmanın değişik yolları vardır. En pahalıdan başlarsak, fiziksel hasar görmüş medyalardan (sabit disk, usb disk, CD, DVD vs.) veri kurtarmak, yanlışlıkla sildiğimiz verileri kurtarmaktan biraz daha masraflı ve zor bir işlemdir. Bunlar için kurulmuş firmalar vardır ve verinin geri getirilebilirliğinin zorluk seviyesine göre artan fiyatlara sahiptir. Bizi ilgilendiren ise, yanlışlıkla sildiğimiz veya formatladığımız disklerden nasıl kurtarma yapabiliriz ve öncesinde ne gibi önlemler alabiliriz.
Sildiğimiz veya biçimlendirdiğimiz verileri bir şekilde geri getirebiliyoruz. Ancak bugüne kadar sildiğimiz tüm verileri bir anda geri getirmek sanıyorum işi göründüğünden daha komplike bir pozisyona sokacaktır. Bazı yazılımlar dosya türlerine göre kurtarma yapabilir. Elbette kurtarmak istediğiniz dosya türü, .jtorp gibi nadir bulunan bir türse, kurtarılan tüm dosyalar az olacağından seçmek kolay olacaktır. Ancak kurtarmak istediğiniz dosya türü bir resim dosyasıysa, örneğin .jpeg, tüm jpeg formatındaki dosyaları kurtardığınızda içinden aradığınızı bulmak zor olacaktır. İnternette gezdiğiniz sayfalardaki resimlerin de geçici dosya olarak diskinizde saklandığını düşünürseniz, silinmiş tüm resim dosyalarını kurtarmak sizi oldukça şaşırtacaktır.
Bu geri kurtarma kaosunu çok basit bir önlemle aşmak mümkün. Gerçekten silmek istediğimiz, ilerde geri kurtarma gereği duymayacağımızdan emin olduğumuz dosyaları, geri kurtarılamaz bir biçimde silersek, ilerde kazayla sildiğimiz bir dosyayı kurtarmak istediğimizde, milyonlarca geri kurtarılmış dosyayla karşılaşmayız. Dosyaları geri kurtarılamaz bir şekilde silmenin, geri kurtarma konusunda bize yardımcı olması yeterince garipken, bir dosyayı geri kurtarılamaz bir biçimde silmenin de aslında bir o kadar garip olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü aslında bir dosya asla geri getirilemez bir biçimde silinemez. Sadece geri getirmek son derece masraflı ve bizim kullanacağımız kurtarma programları ile geri getirilemez bir şekle getirilebilir.
Bunun için önerebileceğim, kullanımı kolay, ücretsiz ve açık kaynaklı bir yazılım var, Eraser. Bu yazılımla dosyalarınızı geri getirilemez bir şekilde silebilirsiniz. Yapmanız gereken yazılımı kurduktan sonra, silmek istediğiniz dosyaya sağ tıklayıp “erase”seçeneğine tıklamak. Ayrıca çöp kutusu da boşlatmak yerine eraser ile silebilirisiniz sağ tuş ile. Ayrıca Eraser ile “silinmiş” dosyaları da, yani sildiğimizi sandığımız dosyaları da, silebilirisiniz. Bunun için de, silinmiş dosyaların üzerine yazacağımız diske sağ tıklayıp ‘Erase Unused Space’ diyebiliriz (Bu işlem dosyalarınızı silmez, silinmiş dosyalarınızı gerçekten siler) Kısacası, bir veri kurtarma gerekliliği olmadığı zaman, Eraser yazılımını kurup, önce diskleri taratarak silinmiş dosyaları, sonra da sileceğiniz her dosyayı eraser ile silerek, bir geri kurtarma ihtiyacı doğduğu vakit çok büyük bir kolaylık sağlamış olursunuz.
Eğer yeni bir sistem kuruyorsanız ve disklerinizi formatlayacaksanız, Ntfs ile biçimlendirmeden önce, bir linux CD’si edinip disklerinizi en az iki farklı linux formatı ile biçimlendirirseniz, bilgilerin geri getirilmesini oldukça zorlaştırmış olursunuz.
Şimdi, gerçekten silmeye karar verdiğimiz dosyaları, Eraser veya benzeri bir yazılımla sildikten sonra, kaza ile sildiğimiz bir dosyayı nasıl geri getirebiliriz kısmına gelelim. Yanlışlıkla bir dosyayı sildiğimiz zaman, gene ücretsiz bir yazılım olan NTFS Undelete adlı yazılımı kullanabiliriz. Bir dosya yanlışlıkla silindiği zaman, hiç bir şey yapmadan önce şu husulara dikkat etmeliyiz.
- Sisteminizdeki hiçbir dosyayı veya uygulamayı açmayın ve açık olanları kapatmayın. Bu işlem silinen dosyaların üzerine yazabilir veya tahrip edebilir.
- Sisteme her hangi bir yazılım yüklemeyin, bu da silinmiş dosyaların üzerine yazabilir. Eğer kurtarma yazılımı sisteminizde kurulu değilse, bazı yazılımların CD’den çalışan iso versiyonları mevcuttur. Bu iso dosyalarını başka bir bilgisayarda CD’ye basıp kullanabilirsiniz.
- Eğer silinen dosyalar, sistem sürücüsünde (Genellikle C) değilse, yazılım kurabilirsiniz.
- Kurtardığınız dosyaları, kurtarılan diskten başka bir diske kaydedin.
Tansu Günay
Bu yazı toplamda 409, bugün ise 0 kez görüntülenmiş











