Ubuntu ve Güneş Yanığı Yanılgısı

Temmuz 23, 2008

İtiraf etmeliyim yaklaşık 2 hafta önce Windows, Ubuntu ve Güneş Yanığı başlıklı yazıyı yazarken beni böyle bir maceranın beklediğinden habersizdim. Sanıyordum ki bineceğim bir linux teknesine, açılacağım engin denizlere, aklımda her hangi bir düşünce olmaksızın gezinip, denizin, güneşin keyfini çıkaracağım. Hatta bu nedenle güneş yanığı riski aklıma gelmişti de korunmak üzere bir iki cümle önereyim sizlere diye söz vermiştim.


Fakat efendim, hep olduğu üzere işler planlandığı gibi gitmedi. Güneş yanığını da bırakın bir kenara, değil güneşe çıkmak, evde bile bilgisayarın başından ayrılamaz oldum. Üç mü, beş mi ya da kaç kez hatırlamıyorum, sonuncusunu bu öğlen sattlerinde attım; format atıp duruyorum makineye. Ama bunu yakınma saymayın sakın; yıllar sonra eline verilen oyuncağı kimseden çekinmeden kurcalayan, hatta orasını burasını az biraz parçalayan, sonra tekrar birleştirip yeninden kurcalamaya devam eden, özgürlüğün keyfini çıkaran çocuklar gibiyim.


Bu ubuntu hikayesinden önce değil bilgisayara format atmak düşüncesi, böyle bir olasılığın söz konusu olması bile elimi ayağımı birbirine dolandırmaya yeterdi. Oysa bu öğlen… “Hımm bir sorun var galiba, yanlış bir komut verdim herhalde, hadi bir daha formatlayım da iyice sorunsuz olsun makinem” deyip bir kez daha formatladım. Hani bir kez verilerimi, dosyalarımı yedekledim ya, artık bilgisayarla uğraşmak gerçekten tam bir oyun. Windows gibi değil, linux’ta format atıp sistemi yenilemek en fazla yarım saat. Üstelik bir ubuntu, bir kubuntu veya elinde neyin CD’si varsa artık… Oysa hatırlıyorum da, bir kez windows’umu formatlatmak zorunda kalmıştım, makinem 2 gün bir arkadaşıma zorunlu misafir olmuştu.


Formatlama rahatlığının yanı sıra, insana kendini önemli hissettiren bir sistem bu linux. Bir yanda karşısındakini eylemsiz ve neredeyse etkisiz (para hariç !) biri gibi gören bir sistem, öte yanda hazır depolardan, istediğiniz programı özgürce seçebildiğiniz, seçtiğiniz paketleri açtığınız, kurduğunuz ve bunları yaparken de birazcık kılınızı kıpırdatıp bir takım komutlar verdiğiniz – canım anlamasanız bile siz yazdınız o komutları o satıra değil mi - … yani “ben ne kadar önemliyim yahu, bak bilgisayara komutlar verip iş yaptırabiliyorum” duygusu yaşadığınız bir sistem.


Eğer linux kullanıcısı değilseniz bu yazdığım şeylerin sizin için bir şeyler ifade edebileceğini pek sanmıyorum. Ama bir şekilde linux’a bulaşmışsanız, bilgisayarınıza karşı hissettiğiniz yakınlık televizyonunuza olan yakınlığınızdan biraz daha fazla ise ya da benim gibi aklınızın bir yerinde “Tanrım, bu adamlar ne kadar akıllı, bunlar insanüstü yaratıklar olmalı, nasıl olup da bunca bilgiyi veriyi, resmi, filmi bir çift bakır telle iletmeyi başarıyorlar” (ki bu düşünce aklıma ilk düştüğünde kablosuz iletişim, modem vs. yoktu bile… şimdi biraz daha ötesini düşünsem, hafiften sıyırmamak mümkün değil gibi) düşünceleri filizlenmiş ise beni çok iyi anlayacağınıza eminim.


Evet, ne deniz, ne güneş ne de balık avı… linux ile yola çıkarken, ilk önce onu keşfetmek gerekiyormuş. Dolayısıyla taze linux’cu biri iseniz, bilgisayarınızı açık havada, güneş altında kullanmadığınız sürece güneş yanığı riski taşımıyorsunuz demektir. Varın linux’u keşfetmenin çocukça heyecanı ve özgürlüğünü doya doya yaşayın siz de.

Betül Ulukol

Bu yazı toplamda 352, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Bir Hekim Nasıl Dolar Milyoneri Olur?

Temmuz 8, 2008

Bir hekimin dolar milyoneri olabilmesi için türlü seçenekler, türlü yollar vardır elbette. 23 yıllık bir hekim olarak bu konuda pek kişisel deneyimim ve girişimim olduğunu söyleyemem ne yazık ki, ama çeşitli yollarla epey para kazanmış büyüğüm, küçüğüm çok hekim tanırım.

Eğer bir konuda deneyimim yoksa, ikinci ağızdan konuşmaktan, hele hele dedikodu yapmaktan çok da hazetmem. O nedenle genç hekim adaylarına ya da bir türlü istediği serveti elde edememiş hekimere bu konuda diyecek pek lafım yok. Daha doğrusu yoktu diyelim, ta ki bu sabaha kadar.

Bu sabah ne oldu?

Bu sabah bir e-mail aldım, subject kısmında “CONGRATULATIONS YOU HAVE WON” - Tebrikler Kazandınız - yazıyordu. Eh okumuş yazmış, interneti de epey senedir tanıyan biri olarak, internetteki türlü kandırmaca ve dolandırıcılık vs. olaylarından bir şekilde haberdarım. Üstelik de Doctus’un müdavimlerinden sayılırım. Durum böyle olunca, aman dedim olsa olsa viruslu bir maildir, kimbilir makineme neler yapmak üzere postalanmıştır. Fakat yine de bir şeyler kazanmış olma olasılığı postayı incemek için içimde bir merak uyandırdı. Maili gönderen; Microsoft Email Lottery 2008 (mslotto@noreply.com), beni kutluyor, bu yılki“MICROSOFT EMAIL LOTTERY AWARD”ı kazanan 25 kişiden biri olduğumu söylüyordu. Bir de mektup göndermişlerdi, detayları ve kazandığım parayı nasıl alacağımı anlatmak üzere.

Yazdım, akıllı, bilgili, deneyimli, 23 yıllık bir hekimim… acaba (?) dedim ekteki mektubu da okuyunca, acaba doğru olabilir mi? İçimden bir ses, pek de kandırmaca gibi durmuyor diyordu. Çekilişin nasıl yapıldığını, mail adreslerinin nasıl belirlendiğini, bu sistemde kullanılan bir sürü rakam, harf, şifre vs. vermişler. Üstelik adresleri, telefonları var…. Arayın bizi demişler, ister telefonla, ister maille. Aaa bu arada kaynadı, kazandığım miktar 1.000.000 (bir milyon) Amerikan Doları.

İnandım sanki ben bu mektuba. Ve güzel haberi hemen paylaşayım istedim bir arkadaşımla, Doctus’ta şeftir kendisi. Hani Çocuk ve Bilgi Güvenliği Derneğini de birlikte kurduğumuz, bilgi güvenliği üzerine bilgisine şapka çıkardığım kişi. Çok kibardır, o bakımdan belki de açık açık gülmedi ama, nüfus cüzdanımın ve kredi kartımın önlü arkalı fotokopilerini ona yolladığım takdirde bana çok daha büyük lotolar kazandıracağına dair söz verdi. Bu açıklamanın üzerine daha fazla bir açıklama gerekmedi o mailin yem olduğunu anlamam için. Heyecanım dindikten, aklıselimle düşünmeye başladıktan sonra, ben de öyle gerekçeler buldum ki bu loto işinin nasıl da lezzetli bir yem olduğuna dair. Ama itiraf etmeliyim, çok kısa bir süre bile olsa acaba doğru olabilir mi diye düşünmüştüm işte. Ve arkadaşım da olmasa, bir kaç gün sonra dolar milyoneri bir hekim olmadığımı öğrenmenin hayal kırıklığını koyun bir kenara, dövüne dövüne kredi kartı borcumun nasıl olup da limitinin dibine vurduğunu öğenip ah vah ediyor olacaktım.

Evet, bir sabah şekeri şeklinde gelip geçti bu loto-mail işi de…. Dolayısıyla bir hekimin nasıl dolar milyoneri olacağını tarif etmeye dair hala anlatabileceğim bir şey yok ne yazık ki. Üstelik arkadaşım sayesinde hayalini bile çok çabuk yitirdim o bir milyon doların :).

Betül Ulukol

Bu yazı toplamda 302, bugün ise 4 kez görüntülenmiş

Windows, Ubuntu ve Güneş Yanığı

Temmuz 4, 2008

Betül Ulukol

Windows, linux ve tekne gezisi

Seksenli yılların ikinci yarısıdır benim bilgisayarla tanışma zamanım. Epey eski bir bilgisayar kullanıcısıyım anlayacağınız. İlk yıllarda windows’la alışverişimiz olmazdı pek, her şeyi “dos”da, dostça hallederdik. İşin aslı mesleğim gereği benim zaten pek de işim düşmüyordu öyle karışık programlara. O yıllarda asistanlık yapan bir hekimseniz; bir DBASE’iniz (gençler bilmez, güvenilir bir veri kayıt programıydı, ama program açıkken elektrikler kesilirse, kafası biraz bozulurdu), bir Epi-Info’nuz (Dünya Sağlık Örgütü bile çok yakın tarihlere kadar bu istatistik programını dağıttı), eh tabii bir de yazı yazmak için PW’niz (Professional Writing), hele de WordPerfect’iniz varsa epey donanımlı sayılırdınız.

Neyse, sonradan birşeyler değişmeye başladı. Gözümüzün önünde çeşit çeşit, renk renk pencereler açılıyordu artık. Her şey o kadar hızla değişti ki… aslında bilgisayarın sahibi olup, ona hükmetmemiz gerekirken, bir anda baktık ki bizler bu makinelerin, daha doğrusu bu makineleri işleten sistemin, o sisteme hizmet eden programların kölesi olmuşuz. Gerekli gereksiz bir sürü programla doldurduk makinelerimizi, renkli dünyanın albenisi aklımızı başımızdan aldı. Programlardan satın alabildiğimizi aldık, alamadığımızı kırdırıp sardırıp öyle kullandık. Bu arada türlü illetler yapıştı sevgili makinemizin yakasına; viruslar, solucanlar, kurtlar, casuslar…. Biz bunları yaşarken sevgili, renkli, çok pencereli işletim sistemimiz de bizden çok kendi kesesini düşünüyor olmalıydı ki, bizlerin bu cehaletinden, sonradan görmüşlüğünden ve hatta safiyetimizden faydalanmaya kalktı… Kalkış o kalkış, hala koşturup duruyor, ama o önde bizler arkasında, sesimizi bile duyuramıyoruz neredeyse. Boğulurken sorunların ortasında, o dönüp ardına bakmıyor bile çoğu zaman.

Efendim bu yazıyı neden yazma gereği duydum şimdi diye düşünülebilir. Üç gündür yeni bir macera içindeyim. Önceleri benim böyle maceralara atılacak çağım çoktan geçmiş diye düşünürken, kendimi bir anda o güzel değişimin içinde buluverdim. Evet, üç gündür bilgisayarımın işletim sistemi linux (ubuntu yani, bilmiyorum aslında bu detayları, ama makinem artık ubuntu diye açılıyor). Bu üç günlük deneyimin ardından neler hissediyorum şimdi, asıl bunu sizlerle paylaşmak istemiştim;

Windows’la yola çıkmak, dalgalı, hatta zaman zaman fırtınalı bir okyanusta, şişme bir botla yol almaya benziyor. Çoğu zaman o okyanusa neden açıldığınızı bile unutup, aman bişey canıma, malıma zarar vermesin derdine kapılıyorsunuz. Microsoft bilmem kaç mil öteden bi yardım sandığı ya bırakıyor, ya da meletiyor da meletiyor. Hani etrafta gözleri dolar dolar parlayan bir grup destek sağlayıcı da var ama… ancak paranız varsa boğulmadan biraz daha yol alabiliyorsunuz. Keyf dersen… ha belki bu dertten keyf de alabilirsiniz, hani değişik zevkleri olan biriyseniz.

Ubuntu - ya da linux demeliyim aslında- ise köpek balıklarının barınamadığı mülayim bir denizde, türlü destek malzemesi yüklenmiş, hatta iki yanına da yardım dubaları iliştirilmiş, önden de birkaç klavuz teknenin yol gösterdiği bir tekne. İşte bu tekne ile yol almak da çok keyifli bir yolculuk. Üstelik çevrede de eğer ihtiyacınız olursa diye hazır bekleyen, paraya pula da yan gözle bakan, bir sürü destek teknesi var. Eh bu tekne ile, bu denizde hem gezilir, hem balık avlanır ve hatta hem de güneşlenilir. Ama arada karaya çıkmayı da unutmamak lazım değil mi?

Eğer karaya çıkmayı unutur da güneşin altında biraz fazla kalırsanız…

İşte o zaman ne olur, onu da daha sonra yazsam da başınızı çok ağrıtmasam diyorum.

Betül Ulukol

(Bu ilk yazımı, linux’a geçerken elimden tutan, bana destek olan değerli dostlarıma ithaf ediyorum)

Bu yazı toplamda 652, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Kapat
E-posta ile paylaş