Linux Başarısız Olursa Jim Zemlin’i Suçlayın
“Eğer bir gün Linux başarısız olursa beni suçlayın” diyor Jim Zemlin.
Uzun zamandır büyük bir kitle Linux platformunun başında kimin olduğunu merak ediyor. Normalde bu soruya cevap olarak herkesin aklına ilk Linus Torvalds veya “topluluk” gelir. Ancak başka biri daha var. Bu kişinin ismi Jim Zemlin ve kendisi Linux derneğinin baş yöneticisi.
Kendisiyle yapılan söyleşide Zemlin, bu organizasyonun önümüzdeki 30-50 yıl içerisinde ayakta kalacağına %100 emin olmak istiyorum diyor.
Zemlin, söyleşiye şu sözlerle devam ediyor:
“Linux heryerde kullanılıyor. Şüphesiz ki gelecekte de önemli bir platform olarak kullanılmaya devam edecek. Şu anda biz, yalnızca mobil ve gömülü tarafın başlangıcında bulunuyoruz. Eğer bir gün bu kuruluş, Linux organizasyonunun koordinasyonuna ve gelişimine destek veremeyecek konuma gelirse bu tamamen benim suçumdur.”
Linus Torvalds’a Göre, Linux Geliştiricisi Olmak
Linux işletim sistemi çekirdeğinin geliştiricisi Linus Torvalds; ZDNet.co.uk isimli internet sitesinde yaptığı söyleşide, Linux kernel geliştiricisi olmanın sıkıntılarından ve zorluğundan bahsetti.
Torvalds’a göre; kod yazarlarının küçük yamalara katkıda bulunması göreceli olarak kolaydır. Fakat iş; izole ortamda büyük yamalara katkıda bulunmaya geldiğinde hem yeni hem de tanınmış geliştiriciler hayal kırıklığına uğrayabilir. Büyük geliştirici olmak kesinlikle çok zor. Çünkü kernel oldukça karışık ve büyüktür. İster istemez tüm kuralları öğrenmek zaman alır. Bu yalnızca kod tarafı için değil tüm geliştirme ortamının işleyişi için de geçerlidir.
Bu nedenledir ki; yeni bir geliştiricinin, insanlar tarafından tanınması ve doğru şeyler yaptığı konusunda güvenilmesi zaman almaktadır.
Ubuntu ve Güneş Yanığı Yanılgısı
İtiraf etmeliyim yaklaşık 2 hafta önce Windows, Ubuntu ve Güneş Yanığı başlıklı yazıyı yazarken beni böyle bir maceranın beklediğinden habersizdim. Sanıyordum ki bineceğim bir linux teknesine, açılacağım engin denizlere, aklımda her hangi bir düşünce olmaksızın gezinip, denizin, güneşin keyfini çıkaracağım. Hatta bu nedenle güneş yanığı riski aklıma gelmişti de korunmak üzere bir iki cümle önereyim sizlere diye söz vermiştim.
Fakat efendim, hep olduğu üzere işler planlandığı gibi gitmedi. Güneş yanığını da bırakın bir kenara, değil güneşe çıkmak, evde bile bilgisayarın başından ayrılamaz oldum. Üç mü, beş mi ya da kaç kez hatırlamıyorum, sonuncusunu bu öğlen sattlerinde attım; format atıp duruyorum makineye. Ama bunu yakınma saymayın sakın; yıllar sonra eline verilen oyuncağı kimseden çekinmeden kurcalayan, hatta orasını burasını az biraz parçalayan, sonra tekrar birleştirip yeninden kurcalamaya devam eden, özgürlüğün keyfini çıkaran çocuklar gibiyim.
Bu ubuntu hikayesinden önce değil bilgisayara format atmak düşüncesi, böyle bir olasılığın söz konusu olması bile elimi ayağımı birbirine dolandırmaya yeterdi. Oysa bu öğlen… “Hımm bir sorun var galiba, yanlış bir komut verdim herhalde, hadi bir daha formatlayım da iyice sorunsuz olsun makinem” deyip bir kez daha formatladım. Hani bir kez verilerimi, dosyalarımı yedekledim ya, artık bilgisayarla uğraşmak gerçekten tam bir oyun. Windows gibi değil, linux’ta format atıp sistemi yenilemek en fazla yarım saat. Üstelik bir ubuntu, bir kubuntu veya elinde neyin CD’si varsa artık… Oysa hatırlıyorum da, bir kez windows’umu formatlatmak zorunda kalmıştım, makinem 2 gün bir arkadaşıma zorunlu misafir olmuştu.
Formatlama rahatlığının yanı sıra, insana kendini önemli hissettiren bir sistem bu linux. Bir yanda karşısındakini eylemsiz ve neredeyse etkisiz (para hariç !) biri gibi gören bir sistem, öte yanda hazır depolardan, istediğiniz programı özgürce seçebildiğiniz, seçtiğiniz paketleri açtığınız, kurduğunuz ve bunları yaparken de birazcık kılınızı kıpırdatıp bir takım komutlar verdiğiniz – canım anlamasanız bile siz yazdınız o komutları o satıra değil mi - … yani “ben ne kadar önemliyim yahu, bak bilgisayara komutlar verip iş yaptırabiliyorum” duygusu yaşadığınız bir sistem.
Eğer linux kullanıcısı değilseniz bu yazdığım şeylerin sizin için bir şeyler ifade edebileceğini pek sanmıyorum. Ama bir şekilde linux’a bulaşmışsanız, bilgisayarınıza karşı hissettiğiniz yakınlık televizyonunuza olan yakınlığınızdan biraz daha fazla ise ya da benim gibi aklınızın bir yerinde “Tanrım, bu adamlar ne kadar akıllı, bunlar insanüstü yaratıklar olmalı, nasıl olup da bunca bilgiyi veriyi, resmi, filmi bir çift bakır telle iletmeyi başarıyorlar” (ki bu düşünce aklıma ilk düştüğünde kablosuz iletişim, modem vs. yoktu bile… şimdi biraz daha ötesini düşünsem, hafiften sıyırmamak mümkün değil gibi) düşünceleri filizlenmiş ise beni çok iyi anlayacağınıza eminim.
Evet, ne deniz, ne güneş ne de balık avı… linux ile yola çıkarken, ilk önce onu keşfetmek gerekiyormuş. Dolayısıyla taze linux’cu biri iseniz, bilgisayarınızı açık havada, güneş altında kullanmadığınız sürece güneş yanığı riski taşımıyorsunuz demektir. Varın linux’u keşfetmenin çocukça heyecanı ve özgürlüğünü doya doya yaşayın siz de.
Betül Ulukol
Gnome Konferansı Türkiye’de
Popüler bir açık kaynaklı masaüstü yöneticisi olan Gnome geliştiricileri ve kullanıcıları konferanslarının “GUADEC”, dokuzuncusuna bu sene Türkiye ev sahipliği yapıyor. 7-12 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek olan organizasyon Bahçeşehir Üniversitesi kampüsünde bulunan üç ayrı salonda olacak. Konferans ve gnome hakkında detaylı bilgi Gnome Türkiye web sayfasından izlenebilir.
Windows, Ubuntu ve Güneş Yanığı
Betül Ulukol
Windows, linux ve tekne gezisi
Seksenli yılların ikinci yarısıdır benim bilgisayarla tanışma zamanım. Epey eski bir bilgisayar kullanıcısıyım anlayacağınız. İlk yıllarda windows’la alışverişimiz olmazdı pek, her şeyi “dos”da, dostça hallederdik. İşin aslı mesleğim gereği benim zaten pek de işim düşmüyordu öyle karışık programlara. O yıllarda asistanlık yapan bir hekimseniz; bir DBASE’iniz (gençler bilmez, güvenilir bir veri kayıt programıydı, ama program açıkken elektrikler kesilirse, kafası biraz bozulurdu), bir Epi-Info’nuz (Dünya Sağlık Örgütü bile çok yakın tarihlere kadar bu istatistik programını dağıttı), eh tabii bir de yazı yazmak için PW’niz (Professional Writing), hele de WordPerfect’iniz varsa epey donanımlı sayılırdınız.
Neyse, sonradan birşeyler değişmeye başladı. Gözümüzün önünde çeşit çeşit, renk renk pencereler açılıyordu artık. Her şey o kadar hızla değişti ki… aslında bilgisayarın sahibi olup, ona hükmetmemiz gerekirken, bir anda baktık ki bizler bu makinelerin, daha doğrusu bu makineleri işleten sistemin, o sisteme hizmet eden programların kölesi olmuşuz. Gerekli gereksiz bir sürü programla doldurduk makinelerimizi, renkli dünyanın albenisi aklımızı başımızdan aldı. Programlardan satın alabildiğimizi aldık, alamadığımızı kırdırıp sardırıp öyle kullandık. Bu arada türlü illetler yapıştı sevgili makinemizin yakasına; viruslar, solucanlar, kurtlar, casuslar…. Biz bunları yaşarken sevgili, renkli, çok pencereli işletim sistemimiz de bizden çok kendi kesesini düşünüyor olmalıydı ki, bizlerin bu cehaletinden, sonradan görmüşlüğünden ve hatta safiyetimizden faydalanmaya kalktı… Kalkış o kalkış, hala koşturup duruyor, ama o önde bizler arkasında, sesimizi bile duyuramıyoruz neredeyse. Boğulurken sorunların ortasında, o dönüp ardına bakmıyor bile çoğu zaman.
Efendim bu yazıyı neden yazma gereği duydum şimdi diye düşünülebilir. Üç gündür yeni bir macera içindeyim. Önceleri benim böyle maceralara atılacak çağım çoktan geçmiş diye düşünürken, kendimi bir anda o güzel değişimin içinde buluverdim. Evet, üç gündür bilgisayarımın işletim sistemi linux (ubuntu yani, bilmiyorum aslında bu detayları, ama makinem artık ubuntu diye açılıyor). Bu üç günlük deneyimin ardından neler hissediyorum şimdi, asıl bunu sizlerle paylaşmak istemiştim;
Windows’la yola çıkmak, dalgalı, hatta zaman zaman fırtınalı bir okyanusta, şişme bir botla yol almaya benziyor. Çoğu zaman o okyanusa neden açıldığınızı bile unutup, aman bişey canıma, malıma zarar vermesin derdine kapılıyorsunuz. Microsoft bilmem kaç mil öteden bi yardım sandığı ya bırakıyor, ya da meletiyor da meletiyor. Hani etrafta gözleri dolar dolar parlayan bir grup destek sağlayıcı da var ama… ancak paranız varsa boğulmadan biraz daha yol alabiliyorsunuz. Keyf dersen… ha belki bu dertten keyf de alabilirsiniz, hani değişik zevkleri olan biriyseniz.
Ubuntu - ya da linux demeliyim aslında- ise köpek balıklarının barınamadığı mülayim bir denizde, türlü destek malzemesi yüklenmiş, hatta iki yanına da yardım dubaları iliştirilmiş, önden de birkaç klavuz teknenin yol gösterdiği bir tekne. İşte bu tekne ile yol almak da çok keyifli bir yolculuk. Üstelik çevrede de eğer ihtiyacınız olursa diye hazır bekleyen, paraya pula da yan gözle bakan, bir sürü destek teknesi var. Eh bu tekne ile, bu denizde hem gezilir, hem balık avlanır ve hatta hem de güneşlenilir. Ama arada karaya çıkmayı da unutmamak lazım değil mi?
Eğer karaya çıkmayı unutur da güneşin altında biraz fazla kalırsanız…
İşte o zaman ne olur, onu da daha sonra yazsam da başınızı çok ağrıtmasam diyorum.
Betül Ulukol
(Bu ilk yazımı, linux’a geçerken elimden tutan, bana destek olan değerli dostlarıma ithaf ediyorum)
Pardus 2008 Çıktı
Tubitak tarafından geliştirilen Linux dağıtımı Pardus’un yeni sürümü çıktı. Daha önceki tüm sürümleri gibi bir özgür yazılım olan Pardus 2008, GNU Genel Kamu Lisansı (GPL) ile özgürce dağıtılıp çoğaltılabiliyor. Sürüm notları için buraya, indirmek için buraya tıklayabilirsiniz. Pardus hakkında daha detaylı bilgi için Doctus forumlarına başvurabilirsiniz.
Yılın Penguenleri Belli Oldu
2002 yılından beri, Linux Kullanıcıları Derneği tarafından verilen LKD Yılın Penguenleri ödülü bu sene de sahiplerini buldu. Adayların Türkiye linux camiası tarafından belirlendiği organizasyonda, kazananları Linux Kullanıcıları Derneği üyeleri belirliyor. Boğaziçi Üniversitesi oylama sistemi “Agora” ile yapılan oylama işleminde “fikrim yok” ve “ödül verilmesin” seçenekleri de bulunuyor.
İşte 2008 yılının Penguenleri:
En Çalışkan Penguen: Necati Demir
En İyi Kurumsal Kullanıcı: TSK Mehmetçik Vakfı
En Başarılı Yerelleştirici: Çağatay Oltulu
En İyi Basılı/Görsel İçerik Çalışması: www.ozgurlukicin.com
En İyi Özgür Yazılım: Tekir ön muhasebe ve ticari otomasyon
En Başarılı Özgür Yazılım Temelli Uygulama Projesi: Odul verilmemesi
kabul edildi.
Linux’çu Korsana Ceza: Windows Kullanmak
Ubuntu Linux kullanan bir Bittorrent yöneticisi, korsan film dağıtmaktan yargılandı ve kendisine verilen ceza hayli ilginç, Windows kullanmak. Çünkü mahkeme kararına göre, eğer bilgisayar kullanmak istiyorsa, kullanacağı bilgisayara bir iz yazılımı, yani bilgisayar üzerinde ne yaptığını izlemek için bir yazılım kurulması gerekiyor. Linux için böyle bir yazılım olmadığından, suçlu Windows kullanmaya mahkum edildi.
Sourcefire, ClamAV’ı Satın Aldı
Sourcefire, açık kaynaklı yazılım ClamAV gateway antivirus ve antimalware project’i satın aldığını duyurdu. Fiyat hakkında bir açıklama yapılmadı. Alım işlemine projenin tüm hakları da dahil. Sourcefire yöneticisi yaptığı açıklamada, ClamAv’a yatırım yapmaya ve bir diğer açık kaynaklı HIPS yazılımı olan Snort ile birlikte geliştirmeye devam edeceklerini açıkladı.
Ubuntu Sunucuları Hacklendi
Ubuntu, Canonical tarafından desteklenen 8 sunucusundan 5′ini, diğer sunuculara saldırı yaptıkları için kapatmak zorunda kaldı. Hacklenen sunucuların güvenlik güncellemelerinin eksik olduğu ve şifrelenmemiş ftp transferi kullandıkları anlaşıldı. Şimdi akla gelen soru, hacklenen sunuculardan kullanıcılara zararlı bir takım kodların bulaşıp bulaşmadığı.


